Location Image

Kültür, Dr. Mediha Eldem Sk.

62/16 Çankaya/ANKARA

Time Image

09:00

18:00

BOŞANMANIN ÇOCUK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Türk Medenî Kanunu (TMK) uyarınca velayet, ergin olmayan çocuğun korunması, eğitimi, bakımı ve temsili konusunda ana ve babaya tanınan hak ve yükümlülüklerin bütününü ifade eden bir hukukî müessesedir. Kanun koyucu, velayeti sadece bir “hak” olarak değil, aynı zamanda çocuğun menfaatlerini gözetmek amacıyla yüklenilmiş bir “görev” olarak kurgulamıştır. TMK m. 335 gereğince, ergin olmayan çocuk ana ve babasının velayeti altındadır; yasal bir sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz. Evlilik birliği devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanırken, boşanma halinde hakim, velayeti eşlerden birine bırakmaktadır.

Velayet hakkının temel amacı, “çocuğun üstün yararı” ilkesi çerçevesinde küçüğün bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâkî ve toplumsal gelişimini saşlamaktır. Bu kapsamda ana ve baba, çocuğun bakımı ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar. Velayetin hukukî zemini, TMK’nın 335 ila 351. maddeleri arasında detaylandırılmış; özellikle boşanma sonrasındaki düzenlemeler m. 182 ve m. 183 hükümlerinde yerini bulmuştur. Psikolojik literatürde de vurgulandığı üzere, velayet sürecindeki belirsizlikler ve ana-baba arasındaki çatışmalar çocuk üzerinde depresif duygudurum ve uyum güçlüklerine yol açabildiğinden, hukukî sürecin bu menfaat dengesini titizlikle kurması zorunludur.

Boşanma davası süreci ve sonrasında çocuğun velayetinin akıbeti, hem maddi hukuk hem de usul hukuku bakımından özel koruma mekanizmalarına tabidir.

  1. Dava Devam Ederken Geçici Velayet ve Hakim Re’sen Aldığı Önlemler TMK m. 169 uyarınca, boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, malların yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen (kendiliğinden) alır. Bu hüküm, dava süresince çocuğun kimin yanında kalacağını (tedbir velayeti) ve bakım masraflarının nasıl karşılanacağını belirleme yetkisini hakime vermektedir. Kaynaklarda belirtildiği üzere, boşanma sürecindeki çatışmalar çocuğun dünyasını bölmekte ve onu stresli yaşam olaylarına maruz bırakmaktadır. Hakim, bu süreçte çocuğun psikolojik bütünlüğünü korumak adına uzmanların (sosyal çalışmacı, pedagog, psikolog) görüşlerini de içeren sosyal inceleme raporlarını dikkate almakla yükümlüdür.
  2. Velayetin Tevdiinde Esas Alınan Kriterler TMK m. 182 uyarınca mahkeme boşanmaya karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler. Velayet kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde; çocuğun sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Kaynaklarda yer alan psikolojik analizlere göre, velayeti alan ebeveynin (genellikle anne) psikolojik uyumu ve sunduğu kabul edici tutum, çocuğun uyum problemlerini azaltmaktadır. Ancak Yargıtay, velayet kararında eşlerin kusurundan ziyade çocuğun güvenliğini ve gelişimini ön plana koymaktadır.
  3. Durumun Değişmesi ve Velayetin Kaldırılması (Nez’i) Velayet kararı kesin hüküm teşkil etmez. TMK m. 183 uyarınca; ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hakim, re’sen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır. Eğer ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı veya çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi söz konusu ise, hakim velayeti kaldırarak çocuğa bir vasi atayabilir.
    Örnek ve Yargıtay Kararı: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, idrak çağındaki (genellikle 8 yaş ve üzeri) çocukların velayet konusundaki görüşleri mahkemece bizzat sorulmalı ve çocuğun tercihi, üstün yararına aykırı olmadığı müddetçe karara esas alınmalıdır. Ayrıca, sağlanan kaynaklarda da geçtiği üzere, velayeti elinde bulunduran eşin çocuğu diğer eşle görüştürmemesi veya kişisel ilişkiyi engellemesi, TMK m. 324 uyarınca velayet hakkının kötüye kullanılması sayılabilir ve velayetin değiştirilmesi sebebi oluşturabilir.
  4. Alacaklıların Korunması ve Mirasçı Hakları ile İlişkisi (Eksik Hususların Tamamlanması) Kaynaklarda “mirasçılıktan çıkarma” ve “mal rejimi” bölümlerinde alacaklıların haklarına değinilmiş olsa da, velayet sürecinde doğrudan bir alacaklı koruması iştirak nafakası üzerinden dolaylı olarak şekillenir. TMK m. 182/2 uyarınca velayet kendisine verilmeyen eş, gücü oranında çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılmak zorundadır (iştirak nafakası). Bu nafaka alacağı, çocuğun menfaati için olduğundan, ana veya babanın şahsi borçları nedeniyle alacaklıları tarafından haczedilemez; zira bu para doğrudan çocuğun bakımına özgülenmiştir [1090-İİK m. 83 kıyasen]. Ayrıca mirasın hükmen reddi sürecinde, mirasçı çocukların menfaati, ana ve babanın velayet görevlerini dürüstlük kuralına uygun ifa etmeleriyle (örneğin borca batık mirası reddetmek) korunmaktadır.
    Sonuç olarak; boşanmada velayet, çocuğun üstün yararını odağa alan, hakimin geniğ takdir yetkisi ve re’sen araştırma yükümlülüğü ile yönetilen dinamik bir süreçtir. Dava devam ederken TMK m. 169 ile sağlanan koruma, davanın kesinleşmesiyle yerini TMK m. 182 ve 335 vd. hükümlerindeki kalıcı düzene bırakmaktadır. Velayet hakkı, bir fidanın (çocuk) büyümesi için bahçıvana (ana-baba) verilen bakım yetkisi ve su (imkanlar) sağlama görevi gibidir. Boşanma, bahçenin ikiye bölünmesidir; bu durumda hakim, fidanın en güneşli ve en verimli tarafta kalmasına (üstün yarar) karar verirken, diğer taraftaki bahçıvanın da fidanı görmesine ve onu sulamaya devam etmesine (kişisel ilişki ve nafaka) imkan tanır.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir