Evlenme, hukuk sistemi tarafından belirli sonuçlara bağlanan ve taraflar arasında sürekli bir borç ilişkisi kuran bir medeni hukuk sözleşmesidir. Bu sözleşmenin tesisi ile birlikte eşler, Türk Medenî Kanunu (TMK) m. 185 uyarınca birbirlerine karşı sadakat yükümlülüğü altına girerler. Sadakat yükümlülüğü, dürüstlük kuralının aile hukukundaki en somut görünümü olup; sadece duygusal ve ekonomik bağlılığı değil, en sert biçimiyle cinsel sadakati de kapsamaktadır. Cinsel sadakat yükümlülüğünün ihlali olan zina, TMK m. 161 uyarınca özel ve mutlak bir boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir.
Zina, kanunda açıkça tanımlanmamış olsa da doktrin ve yerleşik yargı kararları uyarınca; evli bir kişinin, evlilik birliği devam ederken eşi dışındaki bir kimseyle bilerek ve isteyerek cinsel ilişkide bulunmasıdır. Zinanın mutlak bir boşanma sebebi olması, zina olgusunun ispatlanması durumunda hâkimin ayrıca evlilik birliğinin çekilmez hale gelip gelmediğini araştırmasına gerek kalmaksızın boşanmaya karar vermek zorunda olması anlamına gelir. Bu kurumun temel amacı, evlilik birliğinin en temel dayanağı olan sadakat ve güven ilişkisini korumak, bu bağı ağır şekilde zedeleyen eşe karşı diğer eşe hukukî bir koruma kalkanı sağlamaktır.
Zina Sebebiyle Boşanma Süreci ve Sonuçları: Aldatılan Eşin Hukuki Durumu
- Dava Koşulları ve Yargıtay’ın Genişletici Yorumu Zina davasının açılabilmesi için eşin kusurlu hareket etmesi ve ayırt etme gücüne sahip olması şarttır. Kaynaklarda zinanın tanımı konusunda “tam bir cinsel birleşme” aranıp aranmayacağı tartışmalı olsa da, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 23.09.1993 tarihli kararında belirtildiği üzere, eylemin eksik kalkışma (teşebbüs) aşamasında kalması dahi zina sebebiyle boşanma için yeterli kabul edilmektedir. Ayrıca, geleneksel görüşte zinanın sadece karşı cinsle yapılabileceği savunulsa da, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 17.01.2017 tarihli ilke kararı (2016/6730 E.) ile görüş değişikliğine giderek, aynı cinsle girilen cinsel ilişkinin de zina sebebiyle boşanma davasına konu edilebileceğine hükmetmiştir.
- Dava Devam Ederken Aldatılan Eşin Hukuki Durumu ve Korunması Boşanma davası açılmasıyla birlikte taraflar arasındaki ortak hayatın devamı zorunluluğu askıya alınır. Ancak bu süreçte aldatılan eşin mağduriyetini önlemek adına TMK m. 169 uyarınca hâkim, re’sen (kendiliğinden) geçici önlemler almakla yükümlüdür. Bu kapsamda aldatılan eş; barınma ihtiyacı için aile konutunun kendisine özgülenmesini, geçimi için tedbir nafakası bağlanmasını ve çocukların geçici velayetinin kendisine verilmesini talep edebilir.
Dava süresince en kritik engellerden biri af kurumudur. TMK m. 161/3 uyarınca, “affeden tarafın dava hakkı yoktur”. Af, sadece sözlü veya yazılı beyanla değil, zımnî (örtülü) davranışlarla da gerçekleşebilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 28.12.2011 tarihli kararında, aldatılan eşin diğer eşe gönderdiği “özlem ve sevgi içeren mesajlar”, affın varlığına delil sayılarak davanın reddine neden olmuştur. Ancak sırf çocuklar için bir araya gelmek veya konuşmak için buluşmak, Yargıtay tarafından mutlak bir af olarak nitelendirilmemektedir. - Zinanın Mal Rejimi ve Tazminat Üzerindeki Etkileri Zina sebebiyle boşanmanın en ağır hukukî sonuçları mal rejiminin tasfiyesinde kendisini gösterir. TMK m. 236/2 uyarınca hâkim; zina sebebiyle boşanma hâlinde, ağır kusurlu olan (aldatan) eşin artık değerdeki pay oranının (katılma alacağının) hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya tamamen kaldırılmasına karar verebilir. Bu hüküm, aldatan eşin evlilik birliği içindeki emeklerin karşılığını almasını engelleyen bir yaptırım niteliğindedir.
Ayrıca aldatılan eş, TMK m. 174/2 uyarınca kişilik haklarının saldırıya uğraması nedeniyle manevî tazminat talep edebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarına göre, zina fiili doğası gereği diğer eşin kişilik haklarına ağır bir saldırı teşkil eder.
- Eksik Kalan Hususlar: Miras ve Alacaklıların Durumu
Kaynaklarda mal rejimi ve boşanma odaklı açıklamalar ağırlıkta olsa da, zinanın miras hukukuna etkisi ihmal edilmemelidir. Zina, TMK m. 510/b.2 kapsamında “aile hukukundan doğan yükümlülüklerin önemli ölçüde ihlali” olarak kabul edildiği için, mirasbırakan (aldatılan eş), aldatan eşini bir vasiyetname ile mirasçılıktan çıkarabilir. Bu durumda aldatan eş, saklı payını dahi alamaz. Alacaklılar bakımından ise, zina davası sonucunda mal rejimi alacağı elinden alınan eşin alacaklıları, bu işleme karşı dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde sınırlı bir korumaya sahiptir, ancak boşanmanın kesinleşmesiyle mirasçılık sıfatı da kendiliğinden sona erer.
Sonuç olarak; zina, Türk hukukunda sadakat yükümlülüğünün en ağır ihlali olarak kabul edilmekte; aldatılan eşe sadece boşanma hakkı değil, aynı zamanda tazminat ve mal paylaşımında ayrıcalıklı haklar tanımaktadır. Yargıtay’ın güncel içtihatları, zinanın ispatı ve kapsamı konusunda (aynı cins ilişkisi gibi) çağdaş bir yaklaşım sergileyerek aldatılan eşin hukukî güvenliğini pekiştirmektedir.
Evlilik birliği, her iki tarafın da eşit oranda harç koyarak inşa ettişi bir binadır. Zina, eşlerden birinin bu binanın temel kolonlarını (sadakati) kasten kesmesidir. Hukuk, kolonları kesen eşin binanın yıkılmasından sonra kalan enkazdan (malvarlığından) pay almasını engelleyerek, sadakat kolonunu ayakta tutan tarafı ödüllendirir.